21 GRAM

21 GRAM

 

 

İki mit beyin kıvrımlarımın arasında serbest salınım halinde.

Mit 1: Ruh; insan varlığının maddi olmayan tarafı ya da özüdür.

Mit 2: Ölümle birlikte insan bedeninden ayrılan ruhun ağırlığı 21 gramdır.

 

İkisinin de birbirini tamamlar nitelikte olduğu aşikâr. Şimdi kalkıp bu mitlerin kabul edilebilir ya da ispatlanabilir olup, olmadıklarıyla ilgili ahkâm kesmek niyetinde değilim. Zira bilimsel açıdan yaklaşmaktan çok felsefi çerçeveden bakmaya yatkın bir ruh halindeyim. Bu yaklaşımı, uzun süredir anlamakta zorlandığım insanları kendime açıklayabilmek için denediğim yeni bir yöntem olarak da düşünebiliriz. Bu yazı içinse, soru sorma temelli düşünme pratiği diyebiliriz yahut kaos dolu dünyada, alınan derin bir nefes molası…

 

Benim bakış açıma göre, ruh dediğimiz şey yaşam enerjimizin ta kendisidir ve hatta değişip gelişebilir; çünkü insanın sahip olduğu ruh akılla birlikte şekillenir. Ruhun saf enerji olduğunu düşünerek bakarsak; yaşadığımız evrende, saf enerjinin maddeyle ilişkisi mertliği bozmuş olabilir bence. Tabii insanın doğduğu andan itibaren sahip olduğu ilkel güdülerini de yabana atmamak gerek, kaldı ki beni zıvanadan çıkaran yegâne yaşam formlarının ruhlarını besledikleri tek yönlerinin ilkel güdülerinden ibaret olduğu kanaatindeyim.

 

Şimdi, gelelim şu 21 gram mevzusuna… Bu konunun kafamı kurcalamasının sebebi aklıma takılan bir soru: “Ruh, maddeyle etkileşim halinde olduğu süre boyunca, hissedilen ağırlık her daim 21 gram mıdır?”

 

İnsanların ruhlarını birbirinden farklı kılan, taşıdıkları düşüncenin nicelik ve nitelik bakımından değeridir. Akılın düşünme yetisini etkilemesinden sebep, ruh ve aklın gelişiminin doğru orantılı olduğu savı meşrulaşmaz mı?

 

Kötü aklın zulmüyle beslenen ruh boğucudur. Hastalık gibi çöker insanın bedenine. Fikrimce, tam da bu sebeptendir kötü ruhların sıfatının çekilmezliği. Sahip oldukları ruhun hastalandığını görmezden gelerek yaşamaya çalıştıklarından çirkinleşirler.

 

Buna karşılık, iyi aklın bilgi ve sevgisiyle beslenen ruh huzurludur. Dingin ruhların sıfatı da aydınlık olur. Bu türlü ruhların iyileşmek gibi bir dertleri yoksa da, düşünmeye ve doğaya ihtiyacı hiç bitmez ki bu pozitif bir etkileşim için şarttır.

 

İnsanları sınıflandırmak o kadar da zor değil aslında. Bakınız; Einstein’ın da dediği gibi  “Aptallara göre insanlar; ırk, cinsiyet, milliyet, yaş, statü, renk, dil ve din başta olmak üzere sekizden fazla kategoriye ayrılır. Oysa olay bu kadar karmaşık değil. İnsanlar sadece ikiye ayrılırlar; iyi insanlar ve kötü insanlar.”

 

Yaşam döngüsü karşıtlık üzerine kuruluysa, her şey var olmak için karşıtına gebeyse ve birbirlerine dönüşebiliyorsa; ruhlarımızda yani içsel yaşam enerjilerimizde iyi ve kötü ilişkisi üzerine kuruludur, kendi içlerinde sonsuz alt başlıklara sahip olsalar da… Karşıtlık varoluşun bir parçasıysa, kötü ruhların varlığının sona ermeyeceği kabulü yanlış olmaz ama eğer, dönüşebiliyorsa ve en azından, iyi ruhlar sayı üstünlüğüyle kötü ruhlara karşı galip gelebilirse dünya değişmez mi? Her şeyin daha iyi olabileceğine dair umudu canlı tutmanın bir yolu olmalı çünkü. Voltaire’in dediği gibi “Bir gün her şeyin daha iyi olacağını düşünmek, umudumuz; bu gün her şeyin daha iyi olduğunu düşünmek yanılgımızdır.”

 

Son tahlilde, bu fikirler ütopik gelebilir ama yazının başında da belirttiğim gibi “Bu yazı içinse, soru sorma temelli düşünme pratiği diyebiliriz yahut kaos dolu dünyada alınan derin bir nefes molası…” Ve tüm bunların ışığında beynimde parlayan son soruyu sormanın da vakti gelmiş bence.

Sizce, 21 gram kötü ruh mu daha ağırdır, yoksa 21 gram iyi ruh mu?

 

 Selen Terken

Mart 2016

One Comments

  • Elif 22 / 05 / 2016 Reply

    Bazen ruh daralır/ferahlar. Hafif hissederiz bazen ruhen, ya da dünya üstümüze çökmüştür “ruhen”. Acaba o Zaman gramajda bi değişim olur mu? Hep 21 gram mıdır ruh?

Bir Cevap Yazın