Hem Acılı Hem Sofistike: Müslüm Gürses

Hem Acılı Hem Sofistike: Müslüm Gürses

 

Belki de biz onu hiç anlamadık. O herkesten farklıydı, orası kesin. Bugün herkesin farklı olma çabası içinde yaşadığı dünyada o kendi haliyle “farklı” olandı. Dünya çok büyük sanatçılara tanıklık etti, şüphesiz. Türkiye müzik tarihi de… Ama hepsini gözümün önüne getirdiğimde, üzerine düşündüğümde kendi hallerinde “farklı” olan iki isim beliriyor. Michael Jackson ve Müslüm Gürses. Bu iki ismi bir gün aynı cümle içinde anacağımı herhalde aklımın ucundan geçirmezdim. İkisi bir kimliğe bir imaja bürünme veya farklı olma telaşı içinde değil, kendi hallerinde kendilerine münhasır kişilikleriyle “farklı” olabilmeyi başarmışlardır.

 

Müslüm Akbaş. Biz onu “Müslüm Gürses” diye tanıyoruz. Hatta “Müslüm Baba” diye hitap ediyoruz. Ben çocuktuk televizyonda kendilerini konserde jiletleyen insanların haberlerini izliyordum. Aklım bir zamanlar ermiyordu. Şimdi eriyor… Müslüm Gürses, medya maymunu veya ekranlarda dansöz oynatıp saçma sapan işlerin bir parçası olmadı hiçbir zaman. O “proleterya”nın kahramanıydı. Hatta proleterya’nın ta kendisiydi. Ezilmişlerin, kendini toplum içinde yer bulamayıp dışlanan, ötekileştirilenlerin sesiydi. Belki de bu yüzden “Gürses”ti. Dansöz oynatıp medya maymunu olanların ise sesi daha çok “Tatlı” ses olanlardı. Siz anladınız.

 

“Yakarsa bu dünyayı garipler yakar”

 

Esasında hikayesine bakıldığında, dünden bugüne şöyle bir kısa yolla gözden geçirildiğinde Müslüm Baba’nın klasik bir arabeskçiden hiçbir farkı yok. Aslında yarattığı fark tam buradaydı. Çünkü hikayesinin sonlarına doğru yani kariyerinin son 10-15 yılında gerçek yüzünü bize gösterme fırsatı buldu. Aslında bütün hikaye Teoman’ın “Paramparça” şarkısıyla başladı. O sesi acılı ve şarkıları sofistike bir insandı. Ve bunu er ya da geç bize anlatmak istiyordu. Hikaye böyle başladı ve sonrasını biliyorsunuz. Murathan Mungan sözleriyle bir albüm, Rock-Pop konseptte albümler. Kaan Tangöze ve Duman grubuyla konserler. Zaten bir gün böyle bir yazıyı yazacağımı ta birkaç yıl evvel Müslüm Baba ve Duman’ı aynı sahneden izlediğimde karar vermiştim.

 

“Benim gibiler

Sevmeyi sevenler

Her derdi çekerler

İhanete gelemezler…”

 

“Arabeskçi!” deyip geçmeyin. Evde okuduğu kitapların kütüphanesini görse akademisyenler bile utanır. Zaten özel yaşamında, gençlik yıllarını saymazsak, sürekli kitap okuyup sabahlara kadar açık oturum TV programları izleyen bir adamdı Müslüm Baba. Dediğimiz gibi: Hem acılı hem sofistike. Bu arada yeri gelmişken Müslüm Gürses konserlerinde kendini jiletleyen adamlar yüzünden bir dönem Müslüm Gürses ile alakalı ciddi bir algı yönetimi de yapıldı. Sanki bunu kendisi teşvik ediyormuş gibi. Gerçekten enteresan bir ülkeyiz. Tabi bugün ve yarın kimse bunları hatırlamayacak belki de. Gerek de yok. Hatırlanılması gereken tek şey: kendine münhasır kişiliği ve elbette sesiyle hayat verdiği şarkıları.

 

Müslüm Gürses’i böyle küçük bir yazıya esasında hiç mümkün değil. Yazılacak çok şey var. Ama yine de kısaca kedi gözümden onun profilini çizmek geldi içimden. O’nu çok özleyeceğimiz kesin. Hiç unutmayacağımız da. O proleteryanın kendisiydi. O bu toplumun hem acılı hem sofistike yüzüydü.  O’nun için söyleyeceğim, hislerimi ifade eden tek söz herhalde:

 

“Öyle yer etmiştin kalp otağımda

Sıla mı gurbet mi adını sen koy adını sen koy”

Bir Cevap Yazın