Sekiz Mart

Sekiz Mart

 

Bi dakka bi dakka, siz okumak için başka bir başlığa geçmeden hemencecik söyleyim; mesele bir 8 Mart tebriği değil! 8 Mart tarihi? Yok o da değil! Yanlış bildiniz 8 Mart’ta ne yapmalıyız ne yapmamalıyız mevzusu da değil! Neyse siz iyi o zaman ne… türü sert ve kızgın cümleler kurmadan söyliyim mesele 8 Mart’ın bu sene gördüğü ilgi, evet ilgi…

Malumunuz 8 Mart uzun yıllardır gündemde yer bulur; ama daha çok kadın mücadelesi içinde yer alanların gündeminde… Bir ve ya genellikle Türkiyede, 3 farklı bakış etrafinda toplanan siyasal gruplarca 3 mitingle filan kutlanmaya çalışılırdı. Baziları bu etkinliklerin birden fazlasında da yer alırdı ama yekûn, memleket söz konusu olduğunda bir elin parmaklarını, hadi sizin için iki elin olsun, geçmezdi.

Son bir kaç yıldır bu durumda değişiklikler var. Mitingler, onlar etrafındaki siyasal tartışmalar önemini yitirirken, 8 Mart hızla yurdum insanının gündemine giriyor. 8 Mart kutlu olsun dediğinizde, O ne yaw ile başlayıp açıktan dalga geçmeye varan ifadeler yerini 8 Mart için bir şeyler yapabilme isteğine bırakıyor…

Bu sene bunu ziyadesiyle gördük. İnsanımız, günlük hayatında, hayatının önemli bir kısmını oluşturan sosyal medyasında 8 Mart’a daha çok yer verdi. Kadın haklarından, cinsiyet eşitliğinden biraz daha fazla bahsetti. Bildiğiniz yaygınlaştı mevzu ve kadınlar geceyi dolduran yürüyüşlerde daha fazla yer aldı, üstelik pek çok ilimizde.

Elbette bu, cinsiyet eşitliğinin içselleştirildiği, atılan her adımda sağlandığı anlamına gelmez; ama mesele ile yoğun şekilde ilgilenildiği ve ilginin de değişim-gelişim sürecindeki ilk ve en önemli öğe olduğu düşünülürse, olumlu bir sürece girildiği anlamına gelir.

Bu olumlu sürecin nasıl yönetilebileceği, yol kazalarının nasıl önlenebileceği, nihayet tam cinsiyet eşitliği için nelerin nasıl yapılabileceği hem başka bi yazının konusu hem de öyle bir iki yazı ya da kitapla halledilemeyecek bir konu… Belki de ne yaparsak yapalım halledilemeyecek bir konu!

Benim burda vurgulamak istediğim konu ilk ve en büyük engelin aşılmış, bir değişim ve gelişim yoluna girilmiş o olduğu mevzusu. Bu vurgu ile kendimi memleketin daha kötüye gittiği, her geçen gün daha olumsuz şeyler yaşandığı ve sonumuzun hayırlı olmadığı şeklinde düşüncelere sahip olanlardan ayırıyorum. Dikkatimi var-olanı muhafaza etmekten, değişim ve gelişim yolunda neler yapılabileceğini düşünmeye ve doğrudan bunu yapmaya, uygulamaya yoğunlaştırıyorum. Haa bi de artık bu güzel yazıya son veriyorum. Siz de hiç dur demiyorsunuz kardeşim, ben de olmasam yazı uzadıkça uzayacak, cık cık cık… Neyse selametle!

Bir Cevap Yazın