“Türcülük” bir gün bizi “İzzet Yıldızhan” yapabilir!

Türcülük bir gün bizi İzzet Yıldızhan yapabilir!

 

Vejetaryen olduğum günden beri hep bir “ne gereği vardı ki şimdi?” sorgusu altındayım. Buradan kısaca toplu bir cevap verip, ucundan da vegan ve vejetaryenliğin birebir kadın mücadelesinin bir parçası olduğunu söylemeyi, türcülük denen illetin ne denli tehlikeli olduğunu söylemeyi kendime bir borç bilirim. Vejetaryen olmayan feministin de samimiyetini sorgularım

 

Neden vejetaryen oldum? Çünkü insan vicdanlı bir hayvandır. Bir gün tam da tavuk yerken artık bunu kaldıramayacağımı fark ettim. O gün bu gündür vejetaryenim. Bu kararı almamama neden olan en büyük etmen ise endüstriyel hayvancılık oldu. Bir canlının sadece ben besleneyim diye dünyaya gelmesi ve sırf ben alet kullanabiliyorum diye hayatına son verilmesi benim insanlığıma sığmıyor. Bir annenin yavrusunu yemek benim kadınlığıma sığmadı anlayacağınız. Hele ki en hızlı şekilde önüme gelmesi için o hayvanların ne şartlar altında döllenip, sırf işe yaramayacak diye erkek civcivlerin un haline getirilmesi de cabası. Erkek civciv unu ile beslenen dişi tavukların benim beslenme zincirimde pek de yeri yok açısı.

 

Vejetaryen olduktan sonra en büyük tepkiyi annemden aldım. Şiddetle karşı çıktı bu kararıma. Kendisini sıkı bir feminist olarak betimleyen anneme halen neden vejetaryenliğin aslında feminizmin bir uzantısı olduğunu anlatabilmiş değilim. Her alanda kadın ve erkek eşitliğini savunan ve erkek kardeşimle beni tamamen eşit şartlarda yetiştirmiş olan annem için erkek civcivlerin un yapılması ya da zorla döllenen ineklerin yavrularını yememenin feminizmle hiçbir alakası olamazdı ve ben bir gün çocuk doğurursam o bebeği bu beslenme şekli ile nasıl besleyecektim? Feminist anneme göre benim düşünce tarzımdaki bir insanın soyunun devam etmeyecek olması da en az vejetaryenlik kadar saçmaydı çünkü. Annem halen her yemekte bana hayvansal proteinlerin ne kadar gerekli ve önemli olduğunu anlatadursun benim de bu yoldan pek döneceğim yok.

 

Çocukluktan beri anlatılan ve hepimizin inandığı “insan” kavramı aslında kendi başımıza ördüğümüz en büyük çorap. “insan düşünen tek hayvandır” eh iyi de senden büyük hamam böceği var bre insanoğlu, radyasyondan etkilenmeyen bir türden kendini nasıl üstün görebilirsin. Senin nesilin biter ancak bir kakalak dimdik ayakta kalır yarattığın nükleer felaketlerden.

 

Ne zaman bu hikayeyi anlatsam karşımdaki buruk bir sesle “hamam böceği ile kendini bir mi görüyorsun?” sorgusuna girişiyor. Yahu senin doğa ile derdin ne kardeşim. İzzet Yıldızhan ile aynı tür olduğuna yanmıyorsun da derdin hamam böceği ile aynı kefeye koyulmak mı? Türcülük atladığımız ancak üstünde durmamız gereken bir tehlike ve işte tam da bu yüzden vejetaryenlik de feminizme dahil.

 

İzzet beyfendiyi ele alalım mesela. İzzet insan, İzzet bir erkek ve İzzet bir omnivor. Ve aynı İzzet “Kadın evde dursun çocuk doğursun” diyor. İzzet’in 8 çocuğu var, eşinin bir tane daha doğurmasında bir sakınca görmüyor ve “kadın anaçtır?”diye ekliyor. Şimdi biz bu İzzet ile aynı türdeyiz o da ben de ve bu yazıyı okuduğuna göre sen de birer homosapieniz. Sözde İzzet beyfendi de düşünen bir hayvan. Hamam böceği düşünmüyor, hamam böceği eklem bacaklı va hamam böceğinin inanılmaz bir hayatta kalma becerisi var ve hamam böceği benim adıma karar verip bunu kendine hak görerek bunu gazetelerde ilan etmiyor. Bırak düşünmesin, radyasyona galip gelecek olan bir eklem bacaklıya benim daha bir saygım var İzzet beyfendi kusuruma bakmasın. Hayatta kalma becerisi yüksek olan her zaman kazanır!

 

Konuyu toparlamak gerekirse, kadın erkek eşitliğini savunan bireylerin en az cinseyitçilik kadar tehlikeli olan türcülüğü de fark etmesi ve bu “insanı doğadan koparıp” İzzet beyfendiye dönüştüren bu düşünceye karşı harekete geçmesi gerekmektedir. Bu hareketin yolu da “vejeteryan olmak”tan geçiyor.

Bir Cevap Yazın